Raporun tamamını indirmek için tıklayınız.
PwC “Geleceğin İnsanlarını Yönetme - Ekonomik gerileme, iş dünyasının geleceğini nasıl değiştirecek” başlıklı raporunda 2020’de bir arada bulunacağını öngördüğü üç farklı ‘Dünya’ yani çalışma modeli hakkında bilgi sunuyor. Her bir ‘Dünya’, hayali bir şirkete dayanılarak oluşturulurdu. Yeşil, Mavi ve Turuncu Dünya olarak adlandırılan geleceğin üç dünyasında İK’yı neler bekliyor?:
İlk senaryo olan ‘Yeşil Dünya’da ‘G-Bank’ isimli hayali bir bankada finansal krizin yol açtığı, şirketlerde daha fazla şeffaflık ve sosyal sorumluluk olması gerektiği yönündeki talepler anlatılırken, bu dünyada halihazırda yeşil gündem maddelerinden biri olan çevresel sorumluluk arzusuyla birlikte bu talepler daha da artıyor.
‘Yeşil Dünya’da, şirketler markaya özgü güçlü sosyal bilince ve hükümetler ile düzenleyiciler tarafından da zorunlu kılınan çevreci sorumluluk duygusuna sahip. ‘G-Bank’ çalışanları şirket markasına sıkıca bağlılar; çünkü marka, onların kendi değerlerini yansıtır ve bankanın odak noktası sürdürülebilir ve ahlaklı iş yapmak ve riskli iş faaliyetlerini hafifleterek en aza indirmektir.
Geleceğin bu versiyonunun peşinde olan şirketler, bugün alınan kararların, gelecekte kendi iş modellerinin sürdürülebilirliği üzerine uzun vadeli etkileri konusunda dikkatli olmalılar. Etik ve çevreci gündeme uygun gibi görünen birtakım kısa vadeli faaliyetler, uzun vadede olumsuz etkilere sebep olabilir.
Örneğin bazı şirketlerin, yapılan ek ödemeler konusunda kamuoyunda farklı görüşlerin ortaya çıkması ve yöneticiler başta olmak üzere çalışanlara haddinden fazla ödeme yapıldığı yönünde yoğunlaşması sebebiyle, ücretlendirme /prim programlarında ve iş sözleşmelerinde radikal değişiklikler yapması bekleniyor. Ancak hızla veya üzerinde yeterince düşünülmeden yapılan bu değişiklikler, çalışanların diğer kuruluşlarla kıyaslandığında temel haklarından büyük oranda kesinti yapıldığını hissetmesine neden olarak dezavantaja dönüşebilir. Bu durum, şirketin uzun vadede yeni yetenekleri etkileme ve elinde tutabilme yetisinde ciddi zararlar da ortaya çıkarabilir.
Benzer şekilde, şirketlerin benimsediği “sıfır tolerans / sıfır risk” taktikleri, piyasaya kötü davranışların ortadan kaldırılacağı mesajı ile kısa vadede iyi sonuçlar doğursa da bir kurum içinde riskten fazlaca kaçınılması uzun vadede yaratıcılığı ve yenilikleri ciddi boyutlarda sekteye uğratacaktır.
Ayakta kalma mücadelesi veren şirketler yeşil gündemi iş dünyası için kısa vadede kritik bir konu olarak görmediklerinden projelerin rafa kaldırılması söz konusu. Mali baskılar; kurumsal sorumluluk ve iklim değişikliği konularını “tercihe bağlı” unsurlar haline getirse de, bu konuları görmezden gelmek şirketin son derece olumsuz bir portre çizmesine ve markasının uzun vadede müşteriler ve çalışanlarla olan ilişkilerine ciddi zararlar gelmesine yol açabilir.
Çevreci yaklaşım, genellikle ekonomik krizin bir sonucu olarak masrafların kontrol edilmesi ve bunun için seyahat giderlerinin kesilmesine gerekçe olarak gösterilebiliyor. Küresel faaliyetlerde bulunan pek çok kuruluş, küresel ağın şirketleri desteklemek ve müşterilere ürünler ile hizmetler vermek için sınır ötesi çalışmalar yürütebilmesini sağlayan ‘sosyal sermaye’ye dayanır. Yüz yüze iletişimi sınırlayan şirketler dünya çapında sosyal sermaye oluşturmak için yıllar boyu yaptıkları yatırımı riske atabilir.
PwC’nin ikinci senaryosu olan ‘Mavi Dünya’daki şirketler için, krize verdikleri tepkilerin sonuçlarını iyice düşünmek tüm diğer trendleri ele almakla aynı derecede önemli. Çin kökenli ilaç firması ‘Yao’ ile temsil edilen ‘Mavi Dünya’ şirketleri, büyük şirket kapitalizmi ve müşterek sosyal sorumluluğa olan inancın üstünde bireysel tercihleri de bünyesinde barındırır.
Bu senaryoda, Yao gelişen dünyanın gelişmekte olan ekonomik süper güçlerine karşı küresel değerleri olan küresel şirketlerle birlikte çalışmak için gereken performans ve verimlilik kültürüne sahip bir şirkettir. Büyüklük, teknoloji, güçlü liderlik ve çok yönlü (sofistike) kriterlere yatırım yapan ‘Mavi Dünya’nın şirketleri son derece iyi şekilde eğitilmiş, yetenekli ve küresel çalışmalar yürüten işgücü ile sıkı ilişkiler içindedir ve bu iş gücüne son derece bağlıdır.
‘Mavi Dünya’da, ‘yetenek hattı’ için yapılan uzun vadeli yatırım, şirketin rekabetçi yapısının sürdürülebilmesi için son derece önemlidir. Bugün alınan istihdam kararlarının daha sonra zincirleme etkileri olabilir. Örneğin, yeni mezunların işe alımının birkaç yıllığına azaltılması, yetenek hattını ciddi şekilde etkileyebilir ve uzun vadede liderlik vekaleti seçeneklerini sınırlayabilir. Eğitim ve geliştirme, sıkıntıdaki şirketlerin kesinti yaptığı bir başka öncelikli alandır. Yatırımın kesilmesi, müşteri hizmetleri ve ürün kalitesi üzerinde potansiyel olumsuz etkiler oluşturduğu kadar, iyileşme döneminde şirketin rekabet etmek için gerekli yetilerin eksikliğiyle karşılaşmasına, kendi bünyesinden yetişen yetenekleri kullanmak yerine yeni insanları işe almak için daha fazla masrafa girmesine de sebep olabilir.
Bu senaryoda çalışanların performansını ölçmek için kullanılan kriterlere verilen önemin artması kısmen de olsa çok yönlüleşmenin ve İK’yı katı bir disiplin haline getirme eğiliminin sinyalleri olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte bu durum, şirketlerin uzun vadede daha az masrafla daha çok iş yapma zorunluluğuna uyum sağlama ihtiyacını da yansıtıyor. Doğru verilere sahip olmak bu nedenle büyük önem taşıyor. Çok az organizasyon, çalışan ölçüm kriterlerini dikkatli ve yapısal bir biçimde ele alırken birçok şirket neyin ölçümleneceğini ya da ortaya çıkan verilen nasıl çözümleneceğini belirlemek için çaba gösterir. Ekonomik kriz şirketlerin insan yönetimlerinde ‘mum ışığında ameliyat yapmakla’ kıyaslanabilecek şekilde kesintiler yapması tehlikesini doğururken, kağıt üstünde kısa vadeli masraf kısmalar, ilerleyen dönemlerde ciddi problemlere dönüşebilir.
Uzun vadede olumsuz sonuçlar doğuracak olan kısa vadeli kararlardan kaçınmanın ötesinde, uzun dönem vizyonlarında proaktif bir yaklaşım benimseyen şirketler krizden en iyi ve başarılı bir şekilde çıkacaklar. Şirketlerin özellikle yetenek arzının yetersiz olduğu bir ortamda faydalı olacak çalışanlar ve yetenekler üzerine yoğunlaşan, açık bir uzun dönem stratejisi geliştirmeleri gerekiyor.
PwC’nin raporunda üçüncü senaryo olarak sunulan ‘Turuncu Dünya’ büyük şirket kapitalizmi modellerinden en uzak ve en radikal senaryoyu oluşturuyor. Turuncu Dünya’da, önceden var olan dış kaynak kullanımı ve işgücünün küreselleştirilmesi, teknolojik gelişimlerin el verdiği en makul sonuca ulaştırılmıştır. Hayali bir piyasa araştırması ve iletişim şirketi olan ‘Data Honey’ ile temsil edilen bu senaryo, küçük şirketlerin geniş ağlar kurduğu ve büyük şirketlerin parçalandığı, çevikleştiği ve dış kaynaklardan yararlanan geniş bir ihracatçı topluluğuna dayandığı bir gelecek öngörür. Birden fazla müşterisi ve sözleşmesi olan ‘Data Honey’, ihracat ve talep bazında küresel farklılık gösteren bir işgücünü, sürekli teknolojik gelişim ve yeniliklerle desteklenen iletişim ağlarından faydalanarak yönetmektedir.
PwC’nin senaryolarının dışında, Apple iPhone, teknoloji profesyonelleri için yeni bir potansiyel çalışma şeklinin eski bir örneğini oluşturuyor. iPhone’un piyasaya sürülmesinden sonraki ilk dokuz ay içinde Apple, mobil cihazı üzerinde kullanılabilecek bir milyar software uygulaması sattı. Bu uygulamaların büyük çoğunluğu, şirketten bağımsız bireyler tarafından geliştirilirken, Apple, elde edilen kazancın belli bir yüzdesine karşılık uygulamaları inceler, test eder ve pazarlar. Gelişmekte olan bu trende dayanarak, ‘Turuncu Dünya’da profesyonel hizmetler sunan programlama uzmanı gibi çalışanlar, kendilerini bağımsız çalışanlardan ziyade birer şirket gibi pazarlayacaktır.
PwC’nin raporunda, geleceğe dair bu radikal öngörüye şirketlerin ayak uydurmak için nasıl hazırlanmaları gerektiği konusunda da ipuçları veriyor. Buna göre, insanlarla iletişim içinde olmak büyük önem taşıyor. Rapora göre şirketler, yeni sosyal iletişim sitelerinin değerlerini benimsemeli ve bu siteleri insanlarla temas sağlamak, yeni müşteriler bulmak ve hizmetlerini tanıtmak için birer araç olarak görmeliler. Teknolojiyi iyi anlayan yeni nesil çalışanlar, işverenlerin teknoloji ve onun getirdiği esnekliği iş hayatlarında benimsemelerini bekliyorlar. Şirketlerin, bu gibi “milenyum” yeteneklerini etkilemek ve ellerinde tutmak için, kendi stratejilerini baştan sona yeniden incelemeleri gerekiyor.
Diğer senaryolarda olduğu gibi, ekonomik krize tepki olarak harcamaların kesilmesi, iki uçlu bir kılıç haline gelebilir. Örneğin, harcamalardaki kesinti şirketin farklı iş fonksiyonları için kullandığı ve bünyesine kattığı girişimcilerin sayısının azalmasına yol açabilir. Bu durum, kısa vadede tasarruf etmek için iyi bir yöntem olarak görülmekle birlikte ihracat zinciri açısından bakıldığında, uzun vadede en iyi modelin bu olduğunu söylemek mümkün değil. Benzer şekilde, teknolojik gelişimler için yapılan harcamalar, farklı baskıların olduğu dönemlerde lüks harcamalar gibi görünebilir ancak, şirketlerin iyileşme dönemi geldiğinde şirketi destekleyecek, rekabetçi teknolojik platformlara kaçınılmaz bir şekilde ihtiyacı var.