Türkiye'de Yenilenebilir Enerji Piyasası için Riskler ve Fırsatlar Raporu - 2009

View this page in: English

Türkiye’de 2003 yılında ilk kez 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’ndaki tanımlara dahil edilen ve 2005 yılında 5346 sayılı “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun” la ayrı bir düzenlemeye tabi tutulan yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine olan ilgi, 2006 yılından bu yana önemli ölçüde artmıştır. 2008 yılında verilen toplam 239 elektrik üretim ve otoprodüktör lisansının yüzde 67’si hidroelektrik santralleri, yüzde 20’si ise rüzgar santralleri içindir.

21 Mayıs 2009 tarihinde kabul edilen Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi’nde, yenilenebilir enerji kaynaklarına özel bir önem atfedilmiş ve 2023 yılına kadar hidroelektrik potansiyelin tamamının kullanılması, rüzgar enerjisi kurulu kapasitesinin 20 MW’a, jeotermal kaynaklardan elektrik üretim kapasitesinin 600 MWe’ye çıkarılması ve güneş enerjisi kullanımının artması için gerekli düzenlemelerin yapılması için çeşitli hedefler konmuştur.

Hidroelektrik

Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EIE) ve diğer sorumlu kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalar neticesinde, halihazırda Türkiye’deki 37,1 MW’lık hidroelektrik üretim potansiyelinin yüzde 38’i kullanılmaktadır. 1980’li yıllarda, toplam elektrik üretimi içindeki payı yüzde 48’e varan hidroelektrik santrallerinin payı, son yıllarda yüzde 19’a kadar gerilemiş, kaybedilen bu pay doğalgaz santrallerinin hanesine yazılmıştır. Bu sonuca ulaşılmasındaki en önemli nedenlerden bir tanesi, hidroelektrik santrallerindeki rehabilitasyon ihtiyaçlarından kaynaklanan kapasite kullanım oranı düşüklüğüdür.

Rüzgar

Rüzgar enerjisinden elektrik üretimine olan ilgi ise özellikle son 2 yılda yoğunlaşmış ve 2007 yılında 169 MW olan rüzgar santralleri kurulu kapasitesi, 2008 yılı sonu itibariyle 469 MW’a ulaşmıştır. Ancak, Türkiye’de toplam kurulu kapasitenin yaklaşık 43.000 MW olduğu düşünüldüğünde, rüzgar enerjisinden elektrik üretimi konusunda daha kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, 1 Kasım 2007 tarihinde alınmış olan, toplamda 71,4 MW büyüklüğe ulaşan 725 adet lisans başvurusunun sonuçlandırılması için öngörülen ihale takviminin daha fazla vakit kaybedilmeden açıklığa kavuşturulması önemlidir.

Güneş

Türkiye, yıllık 2.640 saatlik insolasyon kapasitesi ile güneş enerjisinden elektrik üretme potansiyeli açısından Avrupa ülkeleri arasında ikinci sıradadır. EIE tarafından yapılan çalışmalar, Türkiye’de 4.600 km2’lik bir alanın bu potansiyelin kullanımı için uygun olduğu ve tüm bu potansiyelin kullanımıyla üretilecek elektriğin toplam 56 MW’lık doğalgaz santrali kurulu kapasitesinden üretilecek elektriğe eşdeğer olduğuna işaret etmektedir. Halihazırda ise toplam potansiyelin çok az bir bölümü kullanılmaktadır. Bu yılsonuna kadar, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifi, güneş enerjisinden elektrik üretimine özel bir önem atfetmekte ve en yüksek garantili alım fiyat tabanını bu teknolojiye vermektedir.

Yenilenebilir Enerji Kanunu değişiklik teklifinde yer alan destek mekanizması

 

Teknoloji

Faaliyetteki ilk 10 yıl (€cent/kWh)

Faaliyetteki ikinci 10 yıl (€cent/kWh)

Hidroelektrik

7

-

Rüzgar (kara)

8

-

Rüzgar (deniz)

12

-

Jeotermal

9

-

Güneş - Fotovoltaik

25

20

Güneş - Yoğunlaştırılmış

20

18

Biyokütle (Çöpgazı dahil)

14

-

Dalga, akıntı, gel-git

16

-

 

  • Türkiye jeotermal enerji açısından da çok avantajlı bir konumdadır; zira yeryüzünün sadece yüzde 5’lik bir kısmına tekabül eden jeotermal bölgeler arasında yer almakta ve bu konumuyla jeotermal potansiyel açısından Avrupa’da birinci, dünyada ise yedinci sırada yer almaktadır. Ancak bugüne kadar jeotermal kaynaklardan yalnızca ısınma alanında faydalanılmış, elektrik üretimi ise çok sınırlı kalmıştır. 2008 yılında verilen toplam 239 adet üretim ve otoprodüktör lisansından sadece bir tanesi jeotermal kaynaklardan elektrik üretimi için yapılmıştır.
  • Elektrik piyasasındaki yasal düzenlemeler sadece yenilenebilir enerji piyasasıyla sınırlı kalmamalı, liberalizasyonun temel taşı olan özelleştirmeler de daha fazla gecikmeye mahal vermeden tamamlanmalıdır. Elektrik dağıtım şirketlerinin yanı sıra, EÜAŞ’a ait üretim portföyleriyle ilgili özelleştirme takvimindeki belirsizlik, piyasada hakkında en çok konuşulan konulardan bir tanesidir.
  • Son dönemde Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne taraf olması konusundaki somut adımlar umut vericidir. 2012 sonrasına ilişkin yükümlülükler ve hakların gerektiği şekilde müzakere edilebilmesi açısından, 2009 sonunda Kopenhag’da yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na kadarki dönemde yapılacak olan hazırlık çalışmaları büyük önem taşımaktadır.
  • Halihazırda yalnızca gönüllü karbon piyasaları araçlarının ticaretinin yapılmakta olduğu ülkemizde, post-Kyoto olarak adlandırılan 2012 yılı sonrası dönemde elektrik santrali yatırımlarında karbon piyasaları ve sözleşmeleri önemli bir finansman aracı olarak ortaya çıkacaktır. Söz konusu emtianın kompleks yapısı göz önüne alındığında, bu piyasa sürecinin sağlıklı bir şekilde işlemesi açısından, gerekli yasal düzenlemeler hakkındaki çalışmalara vakit kaybedilmeden başlanmalıdır.

Raporun tamamını indirmek için tıklayın.