Aile şirketleri özgüvenli fakat geleceğe hazırlıklı değil

PricewaterhouseCoopers’ın yeni araştırmasına göre dünya genelinde aile şirketi sahiplerinin özgüveni yüksek; ancak araştırma sonuçları aile şirketlerinin birçoğunun gelecek için yeterince hazırlıklı olmadığını gösteriyor.

.Aile şirketlerinin yüzde 49’unun halefiyet (gelecekteki sahiplik) ile ilgili planı yok
.Üçte ikisinden fazlası gelecekteki büyüme konusunda iyimser
.Aile şirketlerinin yüzde 85’i daha basit bir vergi sistemi ve/veya daha düşük vergi ödemek istiyor

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers (PwC) tarafından dünya çapında açıklanan 2007/2008 Küresel Aile Şirketleri Araştırması’na göre, dünya üzerindeki aile şirketlerinin neredeyse yarısı, işlerinin gelecekteki yapısını ana hatlarıyla belirleyen bir plana sahip değil. 28 ülkeden yaklaşık bin 500 aile şirketi üzerinde yapılan dünya çapındaki araştırma; bu oranın yılda 50 milyon euro’dan az ciroya sahip şirketlerde yüzde 56’ya, son 20 yıl içinde kurulmuş şirketlerde ise yüzde 60’a çıktığını gösteriyor.

PricewaterhouseCoopers Aile Şirketleri Araştırması Küresel Başkanı Philippe Bailly, araştırmanın sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Aile şirketlerinin bir sonraki kuşağa devredilmesi güç bir iştir ve birçok şirket, planlama yapmadığından başarısız olur. Bu büyük bir hatadır, çünkü uygun ve yeni bir şirket hisse yapısı oluşturmak normalde üç ila beş yıl alır ve gelecek hakkındaki belirsizlik bir şirketin kazançlarına ciddi biçimde zarar verebilir, hatta daha da kötüsü tüm varlığını tehlikeye atabilir.”

PricewaterhouseCoopers Türkiye Kıdemli Ortağı Adnan Nas ise, Türkiye’nin içinde bulunduğu aşamada aile şirketlerinin gelecek planlarının eksikliğinin ya da kurumsallaşma düzeylerinin yetersizliğinin daha da önemli bir risk olduğunu, çünkü sadece küçük ve orta ölçekli değil büyük ölçekli Türk şirketlerinin de çoğunluğunun ailelere ait olduğunu ve Türk ekonomisinin geleceği açısından bu şirketlerin rekabet güçlerinin büyük bir önem taşıdığını ifade etti.

Araştırmaya katılan aile şirketlerinin dörtte biri gelecek beş yıl içinde el değiştirmeyi beklerken, bunların yüzde 51’inin aile içinde kalması öngörülüyor. Bununla birlikte, gelecekteki mülkiyet yapısına ilişkin plan hazırlamış olan birçok şirkette bile, bazı önemli detaylar sonuçlandırılmamış durumda. Örneğin araştırmaya göre aile şirketlerinin sadece yüzde 48’i fiilen bir halef veya halefler seçmiş durumda.

Aile şirketi sahiplerinin şaşırtıcı derecede yüksek bir oranı, potansiyel vergi yüklerini kestiremedi. Ayrıca, son 12 ay içinde yurt içinde ve sınır ötesi bir şirketi bulunanların yüzde 84’ü uluslararası ölçekte şirketlerinin değerlemesini yaptırmadıklarını belirtti. Bu oran araştırmada yer alan tüm katılımcılar genelinde ise yüzde 56. Birçok aile şirketinin bir halefiyet planı geliştirmemiş veya şirketin başındaki kişi emekliye ayrıldığında yönetimi devralacak birini atamamış olduğu, buna karşılık daha az öngörülebilen diğer olasılıklara çok daha hazırlıklı durumda olduğu ortaya çıktı. Yine de şirketlerin yüzde 67’si, kilit noktadaki bir yönetici veya hissedar ehliyetini yitirir veya vefat ederse, hem iş hem aile konularıyla baş etmek için tedbirler geliştirdiklerini belirtti.

Aile şirketleri hızlı büyümeden kaygılanıyor

Katılımcıların dörtte üçü, ürün ve hizmetlerine olan talebin son 12 ay içinde arttığını bildirdi. Bununla birlikte birçoğu aşırı hızlı büyümeden kaygılanıyor. Araştırmaya katılan şirketlerin sadece yarısı son 12 ayda sabit sermaye yatırımlarını artırırken, yüzde 41’i aynı yatırım düzeyini sürdürdü.

Aile şirketi sahiplerinin kendilerine güveni yüksek. Yüzde 58’i faaliyet gösterdikleri pazarların gelecek yıl daha iyi olacağına inanırken, yüzde 70’i şirketlerinin aldığı sipariş değerlerinde bir artış görmeyi umuyor. Kuzey Amerika’da yüzde 63 ve Avrupa’da yüzde 68 oranında görülen bu iyimserlik, yükselen ekonomilerdeki üst düzey yöneticiler açısından yüzde 84 düzeyine çıkıyor.

Philippe Baily; “Aile şirketleri küresel ekonomide kilit bir rol oynuyor. Bunun bir ölçütü de ellerindeki ekonomik güç. Avrupa Birliği ülkelerinde milli gelirin yüzde 35 ila yüzde 65’ini, Kuzey Amerika’da yüzde 40-45’ini, Latin Amerika’da yüzde 50 ila yüzde 70’ini ve Asya’da de yüzde 65 ile yüzde 82’sini aile şirketleri oluşturuyor” dedi.

Türkiye açısından durumu Adnan Nas şöyle değerlendi: “Aile şirketi ağırlığı Türk ekonomisinde daha da yüksek, zira hem borsa sığ hem de halka açıklık alt sınırı düşük, bu nedenle GSMH’nin yüzde 75’inin üstünde bir bölümünün aile şirketlerine ait olduğu söylenebilir.”

Ankete katılan birçok kişi şirketlerinin, yeni fırsatlardan yararlanmak için iyi konumda bulunduğuna, en güçlü yanlarının “Ürün tasarım veya kalitesi” ve “Müşteri sadakati” olarak belirlenebileceğine ve az ya da çok rekabet güçlerinin olduğuna inanıyor. Ancak, araştırmada katılımcıların yüzde 25’inin şirkette herhangi bir iş planı olmadığını bildirmesi biraz tedirgin edici bulunuyor. Philippe Bailly, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bu durum, neticede önlerinde engel yaratabilecek bir zaaf oluşturuyor, zira daha fazla kaynak, kilit personel veya yeni ortaklar edinmeyi isteyen tüm şirketler için sağlam bir ticari strateji şart.”

Adnan Nas da, Türk aile şirketlerinde geleceğe ilişkin vizyon ve stratejilerin ve bunlar için gerekli beklenti ve hedefleri içeren iş planlarının çok yetersiz olması yanında bu konunun öneminin de yeterince algılanmadığını ve kısa vadeli programlar/bütçeler ile karıştırıldığını belirtti.

Araştırmada, dünya genelinde, bölgeler arasında bazı farklılıkların olduğu dikkati çekiyor. Örneğin Kuzey Amerika’daki katılımcıların yüzde 71’i ve yükselen pazarlardakilerin yüzde 64’ü şirketlerinin “çok rekabetçi” olduğuna inanırken, bu oran Avrupa’da yüzde 48’de kalıyor. Kuzey Amerikalı üst düzey yöneticiler ayrıca, iş kazanmada ve müşterilerini elde tutmada, dünyanın diğer bölgelerindeki benzerlerine göre daha iyi olduklarını düşünüyor. Buna karşın Avrupa’da ve yükselen pazarlardaki üst düzey yöneticiler ise iyi ürünler tasarlama ve üretmedeki yeteneklerinden daha emin.

Şirketlerin riskleri ve öncelikleri

Önümüzdeki yıllarda şirketlerini en çok etkileyecek dışsal risklerin neler olduğu konusunda katılımcıların yüzde 44’ü piyasa koşullarını belirtirken, bunu ürün rekabeti (yüzde 39) ve hükümet politikaları (yüzde 33) izledi. Yükselen pazarlarda çalışan şirketlerin yöneticileri hükümet politikalarında değişiklik olasılığını daha büyük bir tehdit olarak görürken (yüzde 42), Kuzey Amerikalı ve Avrupalı yöneticiler, dışsal risk olarak piyasa koşullarından endişeli (sırasıyla yüzde 59 ve yüzde 43).

Yöneticilerin yüzde 42’si nitelikli eleman istihdamındaki güçlüğün, karşılaşacakları en büyük içsel engellerden biri olacağı görüşünde. Sonuçta insan kaynakları, gelecek yıl yatırım yapmayı planladıkları alanlar listesinde başı çekiyor. Yüzde 73 gibi etkileyici bir oran, birinci önceliklerinin yüksek nitelikli yeni elemanlar işe almak ve eğitmek olduğunu söylerken, bunu satış faaliyetleri (yüzde 69) ve pazarlama (yüzde 64) öncelikleri izliyor.

Adnan Nas, Türk şirketlerinin bazı konularda ortalamadan ve hatta yükselen pazarlardan oldukça farklılaşan görüşleri bulunduğunu, sözgelişi hükümet politikalarını yüzde 68 gibi çok yüksek bir düzeyde risk olarak gördüklerini, aynı şekilde döviz kurlarının da yüzde 46 oranıyla piyasa koşullarını dahi geçtiğini, içsel risklerde ise karlılık konusunun öne çıktığını, nakit akışı, insan kaynakları ve bilgi altyapısına ise dünyaya göre daha az önem verildiğini belirtti.

Anlaşmazlıkların çözümü

Her ne kadar katılımcıların yüzde 34’ü şirket içinde gelecek stratejileri üzerine ihtilaflar ve yüzde 27’si şirket içinde çalıştırılan aile üyelerinin performansları hakkında tartışma yaşandığını kabul etse de, yüzde 70’i ihtilafların çözümü için herhangi bir prosedür tespit etmemiş ve üçte ikisi, organizasyonda kimlerin rol almasına izin verileceğine karar verme kriterleri belirlememiş durumda.

Yükselen pazarlardaki şirketler ise, şirkette rol almasına izin verilecek aile bireylerinin seçimi konusunda daha kararlı davranıyor. Avrupa firmalarında yüzde 32 ve Kuzey Amerikan firmalarında yüzde 28’lik orana kıyasla, yükselen pazarların yüzde 44’ü, şirkette kimlerin çalışacağına karar vermede kullanılacak kuralları belirlemiş durumda.

Ekonomik ve Mevzuata İlişkin Değişiklikler

Katılımcıların yüzde 85’i hükümetin önümüzdeki 3-5 yıl içindeki en büyük önceliklerinden birinin, vergi rejimini basitleştirilmek ve vergi yükünü azaltmak olması gerektiğine inanıyor. Ayrıca katılımcılar, ürün geliştirme (yüzde 50), daha güçlü kurumsal uyum ortamı (yüzde 48) ve işgücü eğitiminde daha fazla devlet desteği sağlanması (yüzde 48) amacıyla, akademik çevrelerle daha yakın bağlar kurulmasını istiyorlar.

Editöre Notlar:

1. PricewaterhouseCoopers 2007/2008 Küresel Aile Şirketleri Araştırması; Avustralya, Belçika, Brezilya, Kanada, Kıbrıs Rum Kesimi, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Norveç, Umman, Portekiz, Katar, Suudi Arabistan, İspanya, Güney Afrika, İsveç, İsviçre, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yani dünyanın 28 ülkesinde küçük ve orta ölçekli şirketlerle yapılan bin 454 mülakata dayanmaktadır. Mülakatlar 2007 yılı Şubat-Haziran ayları arasında gerçekleştirilmiştir.

Araştırmanın bir kopyasını edinmek için lütfen basin@tr.pwc.com adresine e-posta atınız.

2. Aile şirketleri, hisselerinin en az %51’i bir ailenin üyelerine ait olan, aile üyelerinin üst yönetimin çoğunluğunu oluşturduğu ve hissedarlarının işin idaresinde günlük sorumluluk taşıdığı şirketler olarak tanılanmıştır.